çıkardığı sesi duyabilecek, beyaz bir sayfanın üzerindeki mürekkep lekesinin büyüklüğüyle heyecanlanabilecek insanogulları. Benim gibi, havayı oluşturan partikulleri görebilen ve birbirinden farklı renklerini seçebilen beyefendiler. Sabahın dördünde,bir diskoteğin kilidi bozulmuş tuvaletinin kokusu yüzünden insanoğlunun kırılganlığını hatırlayabilen birileri.
Yaşadığımı hissetmemi sağlayan insanlar.
Bu arayışın derinlerinde bir hastalığın ortaya çıkışının yattığını biliyordum: sessizlik, yalnızlık, iletişim eksikliği. Bu yüzden deneyimlerimi bir günlüğe aktarmaya karar verdim. Kendimi ancak böyle anlayabilir, kendimle ancak böyle iletişim kurabilirdim. Anlamayı ve iletişim kurmayı önceden de denemiştim, daha doğa! bir yoldan hem de: dili kullanarak; ama çok patavatsızdım. Çünkü kelimeler ağzımdan hep söylemek istemediğim şekilde çıkıyordu. Bir diplomat için kotu bir başlangıç, kabul edilemez bir hata!
Gerçek iletişimim vücudumla başladı, kalçalarımın hareketiyle, bakışlarla. Birileri diliyle dudaklarını ıslatarak veya bakışlarıyla “evet” diyor, ya da başka biri kollarını çatarak “hayır” diyordu ve ben de anlıyordum.
Kimi erkekler, kadının sevişirken konuşmasına bayılırlar. Ama ben bunu hiç beceremedim, bu yüzden birçok kişi atlattı beni. Kimisi, iyi bir sevgili olduğumu kabul ediyor ama iletişim sorunum olduğunu söyleyip daha ilk randevudan sonra ortadan kayboluyordu.
“Sen ne anlarsın iletişimden?” diyordum ben de, onları dışarı çıkarıp kapıyı suratlarına kapatırken.
Sonra insanların nesnelere isim takma, onları kelimelerle basitleştirme ihtiyacı duyduğunu, bu şekilde onlan anlayabileceklerini düşündüğünü ama yanıldığını fark ettim. Ben ise kelimeleri gittikçe daha az, vücudumu daha çok kullanıyordum.
Bana bir isim mi takmak istiyorsunuz, hiç durmayın! Umurumda değil! Ama unutmayın, ben aslında sevk düşkünü bir erkek delisi, bir Nereid’im veya Dryad’ım. Sadece bir zevk düşkünü ya da.
COCA COLA’NIN AFRODİZYAK ETKİSİ
20 Mart 1997
Bugün işyerindeyken Hassan
»Sizden Gelenler
»Oxu zalına keç
